Şekil, Özü Kurtarmaya Yetmez

Üzerine ciltlerce kitap yazılmış, ancak pratiğe gelindiğinde karşılığını her zaman bulamayan bir mesele var: Ahlak ve inanç arasındaki o hassas ilişki. Bugün dünyaya baktığımızda, büyük ve acı bir çelişkinin içinde yaşadığımızı görebiliriz. Devasa ibadethaneler yükseliyor, dini söylemler hayatın her alanında daha görünür hale geliyor, insanlar inançlarını daha yüksek sesle ifade ediyor. Fakat gerçek hayatın içine karıştığımızda merhamet, adalet, dürüstlük ve vicdan gibi değerlerin aynı ölçüde güçlenmediğine de şahit oluyoruz.

İşte tam bu noktada Bosna’nın Bilge Kralı Aliya İzzetbegoviç’in şu çarpıcı sözü zihnimizde yankılanıyor:

"Kur’an-ı Kerim, iman et ki iyi insan olasın demiyor. İyi insan ol ki iman etmiş olasın diyor."

Elbette bu ifade bir ayet değildir; ancak Kur’an’ın ahlaka, vicdana ve salih amele yaptığı güçlü vurguyu etkileyici bir şekilde özetlemektedir. Maalesef günümüz dünyası her şeyi bir etikete, bir kimliğe ve bir görünüme indirgemiştir. Gün içerisinde kul hakkına giren, haksızlık karşısında kendi aleyhine olsa bile doğruluktan yana duramayan, yalan ve iftirayla insanları aldatan bazı kişiler, tüm bunlardan bağımsız olarak namaz ibadetini yerine getirdiklerinde kendilerine otomatik bir ahlaki üstünlük kazandırdığını düşünebilirler. Oysa Kur’an, ahlaktan kopmuş bir dindarlığı asla onaylamamaktadır.

Maûn Suresi (1-6) bunu açıkça gösterir:

"Gördün mü o, dini yalan sayanı? İşte o, yetimi itip kakan, yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen kimsedir. Vay haline o namaz kılanların ki; onlar namazlarından gafildirler, onlar riyakârlık (gösteriş) ederler." (Elmalılı Hamdi Yazır)

Bakara Suresi 177. Ayet de bunu tamamlar:

"Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır." (Elmalılı Hamdi Yazır)

Kur’an’da iman genelde tek başına bırakılmaz ve çoğu zaman salih amelle birlikte anılır; yani inanç hiçbir zaman eylemden koparılıp yalnız bırakılmamıştır. Çünkü kuru bir inanç iddiası, imtihandan geçmeden hakikate dönüşemez. İşte bu gerçeği en sarsıcı biçimde yüzümüze çarpan Ankebût Suresi 2. Ayet'tir:

"İnsanlar, inandık demeleriyle bırakılıp da imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar?" (Elmalılı Hamdi Yazır)

İnancın bir iddiadan ibaret kalamayacağını belirten bu ilahi uyarı, bizlere imanımızın yanında salih amelimiz, iyiliğimiz, merhametimiz, sabrımız olmasını gerektiğini hatırlatıyor. Bizler eyleme geçirmediğimiz imanın sadece iddiada kalmasından sorumlu olacağız. Asr Suresi (1-3) bu değişmez yasayı tüm insanlığa şöyle ilan eder:

"Asra yemin olsun ki, insan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır." (Elmalılı Hamdi Yazır)

Yine Tîn Suresi 6. Ayet, sadece inandım demenin ötesine geçip bunu eyleme dökenlerin farkını şöyle ortaya koyar:

"Ancak iman edip salih ameller işleyenler müstesnadır. Onlar için kesintisiz bir mükafat vardır." (Elmalılı Hamdi Yazır)

Bu sarsıcı vurgular bize şunu gösterir: İman bir etiket değil; insanın karakterine ve davranışlarına yansıyan bir hakikattir. Bugün insanlar dijital kimliklerini, sosyal medyadaki profillerini kusursuzlaştırmaya çalışırken iç dünyalarını ihmal ediyor. Oysa Kur’an’ın çağrısı görünüşü değil özü dönüştürmektir.

Gerçek iman; dürüstlükte, merhamette ve adalette görünür hale gelir. Aksi halde şekil, özü kurtarmaya yetmez. Gerçek kurtuluş; inancı ahlakla, ibadeti adaletle ve sözü salih amelle tamamlamaktır.

Osman Yılmaz

Bu blogdaki popüler yayınlar

Görünmeyen Kapılar: Gölge API'lar Ve Makinelerin Sessiz Riski